araba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2016 Çarşamba

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #25: Yeni Gran Turismo Oyununu Beklerken

Geride bıraktığımız senenin ekim ayında duyurulan ve önümüzdeki ilkbahar aylarında beta seviyesine geleceği konuşulan Gran Turismo Sport için hazırlanan resmi tanıtım metninde şu cümle geçiyor: "Bugüne kadar sürüş oyunlarını hiç oynamamış kişiler bile, onların ne kadar eğlenceli olduğunu keşfedebilecek!" Bu ekip söylüyorsa, kulak verin. Çünkü ben de Gran Turismo serisiyle tanışana dek hiçbir yarış oyununda bu kadar çok vakit geçirmemiştim.





Şu anda birçok GT hayranının kafasında şu soru var: Gran Turismo Sport, GT7 mı? Bunun cevabını resmi Facebook sayfasında verdiler aslında. Görmeyenler için belirtmekte fayda var: Gran Turismo Sport, beklenen GT7 oyunu değil. Fakat bir prologue olmadığı da belirtiliyor.

Peki, insanı bu kadar heyecanlandıran ne? Neden Driveclub ya da Need For Speed gibi oyunlar yetmiyor?

9 Kasım 2015 Pazartesi

Ekran Başında: Spectre

Benim için 007, 2006'da anlam kazandı. Tanrı biliyor ki Pierce Brosnan'a katlanamıyordum. Casino Royale'i izledikten sonra ise artık bu daha insani, daha gerçekçi, en önemlisi de çok daha iyi temsil edilen ajanı sevmeye başlamıştım. 2008'deki Quantum of Solace'ın hikaye örgüsü geri planda kalıp aksiyon dozu artınca bile umudumu yitirmedim. Geriye dönüp baktığımda filmin kötü adamını bile hatırlayamıyordum ki Bond kötülerinin varoluş amacı akılda yer etmektir. Öte yandan 2012'deki Skyfall'u çıkar çıkmaz izlemeye gittiğimde ise yerimde duramıyordum. Zira Bond, her gün şehrime gelmiyordu. İngiltere'de ilk hafta sonu itibarıyla gişede bir rekora imza atan Spectre'ı da dün gece Ataköy'deki bir sinema salonunda büyük beklentilerle izledim. Çünkü Daniel Craig ve Sam Mendes çıtayı iyice yükseltmişti ve daha azıyla yetinecek değildim. Şimdiyse bu satırları yazarken her şeyi bir kez daha düşünüyorum. 



Öncelikle bu filmin kötü adamını Christoph Waltz ete kemiğe büründürüyor. Beni Tarantino'nun Django Unchained'i ve Polanski'nin Carnage'ında oyunculuğuyla büyüleyen Waltz'ın kadroda yer alması kesinlikle haneye yazılan artı bir puan diye düşünmüştüm. Fakat... İnsan ister istemez şu ana kadar sarışın Bond'un karşısında gördüğü kötüleri şöyle bir düşünmeden edemiyor. 2002'de Wilbur Wants to Kill Himself ile tanıştığım Mads Mikkelsen'ın sessiz, sakin, derinden psikopatı Le Chiffre. Sonra 1992'de çektiği Jamón Jamón'dan başlayarak neredeyse tüm filmlerini izlediğim muhteşem Javier Bardem'in bir anı bir anına tutmayan, "her şeyin bir ilki vardır" Raoul Silva'sı. Pekala. Waltz'ın Blofeld'ı en azından kurgu açısından iddialı demeliyiz. Çünkü...

[Spoiler geliyor. Dikkat.]

"Benimle birçok kez karşılaştın ama beni hiç görmedin."

Hikayeye göre şu ana kadar Craig'in canlandırdığı tüm Bond filmlerinde karşılaştığımız kötü adamlar aslında Blofeld'in emrindeymiş ve tüm amaç Bond'un hayatını mahvetmek ve tabii ki... Dünyanın kontrolünü ele geçirmekmiş. World domination, baby. İşe bu yönüyle film ilginç bir hal alıyor. Yılanın başı Spectre, tüm kötülüklerin temelinde yatıyor.

Blofeld, şu ana kadar toplam altı Bond filminde yer aldığından aslında Waltz'un elinde bir dünya materyal bulunuyordu.

[Spoiler bitti.]

Spectre, klasik Bond formülü üstünden giderek gözlere hitap ediyor. O halde, gelelim filmin en sevdiğim sahnesine.

Day of the Dead, Meksika.

Bana soracak olursanız Sam Mendes ve tüm ekibi filmin açılışıyla ayakta alkışlanmayı hak ediyor.

Meksika'daki "Day of the Dead" festivalinde kurukafa maskesi ve onunla uyumlu iskelet kostümüyle karşımıza çıkan Bond, festival katılımcılarının ve göstericilerin arasında kolunda hoş bir hatunla ilerlerken tek kelimeyle muhteşemdi. O korkunç güzel maskesiyle yüzünü gizlerken bile karizmatik ve seksi olmayı başarmak da ancak Bond canonundan beklenilebilecek bir şeydi.



Kostümlerinden makyajlarına dek tek tek hazırladıkları sekiz yüz kişiyle çektikleri bu harikulade açılışın, şu ana kadar izlediğim tüm Bond filmleri arasında belki de yıllar sonra hatırlayacağım ilk üç sahneden biri olacağına hiç şüphe yok. Bu sahneyi izlerken ne kadar eğlendiğimi tahmin edebilirsiniz. Sonrasında takım elbisesi ve mühendislik harikası silahıyla pencereden dışarı çıkıp aksiyona daldığında ise gülmeden edemedim. İşte Mr. Bond böyledir. 

Aslında bakılırsa filmin büyük bir bölümünü bu hissiyat eşliğinde izledim. 

Ancak...

25 Haziran 2013 Salı

Romandaki Gibi: Arabalar

Hush, Hush/Fısıltı'da Nora Grey'in arabası: 1979 Fiat Spider



New Moon/Yeni Ay'da Jacob Black'in arabası: 1986 Volkswagen Rabbit
200903132111

Harry Potter and the Chamber of Secrets/Harry Potter ve Sırlar Odası'nda Arthur Weasley'nin arabası: 1965 Ford Anglia 105E Deluxe
6839387622_cfdf887d03
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...