lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2015 Cumartesi

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #22: Emily Is Away

Uzun bir geçmişi olan Final Fantasy gibi serilerin hala başarılı olmasının sırlarından birinin de nostalji hissi yaratması olduğunu söylüyorlar. Emily Is Away de bizi alıp geçmişe götüren oyunlardan.






2000li yıllara dönüyoruz. O günlerin popüler işletim sistemi Windows XP ekranı yine kendine has sesiyle bizi karşılıyor. Oturum açıyoruz ve sonrasında karşımıza AIM geliyor. Kullanıcı adımızı ve ismimizi yazdıktan sonra bağlanıyoruz. Arkadaş listemizdeki ilginç kullanıcı isimlerine bakarken birden "onun" bizimle yazışmaya başladığını fark ediyoruz. Bu fırsat kaçar mı? Hemen cevap veriyoruz ve işte her şey böyle başlıyor.

"Lisenin bitmek üzere olduğuna inanamıyorum," diyor Emily. Kimsenin memnun olmadığı, artık beynelminel bir gerçek olarak adlandırılabilecek "lise berbattır" muhabbetine girebiliyorsunuz. Sonra size üniversitede ne okuyacağınızı soruyor. Onun da seçeceği bölüm hakkında düşünmeye başladığını fark ediyorsunuz. Sorun şu ki liseden sonra kopacaksınız. Araya mesafeler girecek. En önemlisi de araya hayat girecek. Herkesin bambaşka insanlarla birlikte olması ve sonunda bambaşka bir insana dönüşmesi an meselesi.


31 Mayıs 2014 Cumartesi

Ekran Başında: Kyoukai no Kanata

Kyoukai no Kanata, Akihito isimli bir liselinin, okul binasının tepesinden atlamak üzere olan Mirai'ı kurtarmaya gitmesiyle başlıyor. Yapma, etme derken de karnına sokulan kılıcın acısıyla kendinden geçiyor. Çünkü Mirai, kanını kılıca dönüştürüp kullanabilen bir savaşçı ve Akihito da avlamakla görevli olduğu Youmu soyundan geliyor.




2012'de Japonya'da light novel'ları basılan ve 2013'de anime yorumuyla izleyicilerin karşına çıkan Kyoukai no Kanata ile Sword Art Online'dan sonra izlemek için bir şeyler aramaya başladığımda karşılaştım. Son zamanlarda sıkı bir takipçisi olduğum Kotaku'da övgüyle bahsedildiğini görünce izlemeye karar verdim. İlk dakikalardan itibaren, gözlüklü kızlara karşı zaafı olan Akihito ile bir savaşçıdan beklenilen hiçbir şeyi sergileyemeyen Mirai'ın, garip ama ilgi çekici bir ikili oluşturduklarını gördüm. Etrafta sürekli atkıyla dolaşan, Akihito'yu deli eden ve kız kardeşine takıntı derecesinde düşkün Hiroomi gibi sıradışı yan karakterler de işi ilginçleştirdi. (Cep telefonu melodisi olarak "Ağabey, seni seviyorum," diyen kız kardeşinin ses kaydını kullanıyor. Gerçekten.)

Akihito'nun youmu soyundan geldiğini söylemiştim. Youmu'lar, sadece fantastik güçleri olan ruhlar dünyası sakinleri tarafından görülen yaratıklar. Fakat Akihito ölümsüz bir yarı-youmu olarak, hem görünüş hem davranış açısından insandan farksız duruyor. Zamanla farklı özellikler taşıyan, insanların arasında yaşayan başka youmu'larla da tanışıyoruz. İnsanların içindeki kötülüklerden doğan türlerin, insanlar var olduğu sürece varlıklarını sürdüreceklerini de öğreniyoruz. İşte bu noktada dünyayı korumak da Mirai gibi savaşçılara düşüyor. Sıradan insanlar bu yaratıkları göremedikleri için söz gelimi lisede normal bir gün yaşanırken savaşçılar farklı bir gerçeklikle baş etmek zorunda kalıyorlar. Yaratılan çok katmanlı dünya merak uyandırıyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...