indie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
indie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2017 Çarşamba

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #31: Punch Club



Saint-Petersburg'tan Lazy Bear Games'in geliştirdiği Punch Club'ta gelecek vaat eden amatör bir sporcunun, hem kariyer basamaklarını tırmanması hem de bir halk kahramanına dönüşmesi elimizde. Ancak söz konusu ucuz bir zafer değil. Hayat-iş-spor arasında mükemmel dengeyi tutturup müsabakalara katılmalı ve ringden muzaffer ayrılmayı bilmeliyiz.

Dövüşçümüzün liglere katılıp adım adım zirveye çıkarak şampiyonluğu tatması nihai amacımız fakat bunun için günlük temel ihtiyaçlarıyla birlikte gün be gün eksilen güç, çeviklik ve dayanıklılık seviyelerini de dikkate almamız gerekiyor. Evet, her gün antrenman yaptırmazsanız level atlamak şöyle dursun, elinizdekinden de oluyorsunuz. Bu durumda özellikle ringe çıkmadan bir-iki gün önce çalışmalara ağırlık verilmeli ki sporcumuz kendini iyice geliştirebilsin ve büyük an gelene dek fazla kayıp yaşamadan yüksek performans sergileyebilsin. Performans demişken...

2 Nisan 2016 Cumartesi

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #28: Transistor

Bilim kurgu temalı action RPG Transistor, istilaya uğrayan Cloudbank şehri ve umutsuz aşıklarıyla sıradışı, büyüleyici ve akılda kalıcı bir deneyim sunuyor.




Bastion'la adını duyuran indie oyun şirketi Supergiant Games, bu oyunda bizi hem sevdiği adamı hem de sesini kaybeden ünlü ses sanatçısı Red'le tanıştırıyor. Red, artık sadece mırıldanabiliyor ve elinde taşıdığı devasa kılıcın içinde sevgilisinin ruhunu taşıyor. "Transistor" denilen bu büyülü nesneye hayat veren Logan Cunningham'ı da bu sırada tebrik etmek gerekiyor. Derinden gelen kadife gibi sesiyle oyunun atmosferine yaptığı katkı kesinlikle yadsınamaz. Öyle ki bu romantik ve hüzünlü sesin Red'e fısıldadığı tatlı saçmalıkları hiç bıkmadan defalarca dinleyebilirsiniz.

"I love you so much, Red. You know that, right? It's true. It's true! It's true..."

22 Mart 2016 Salı

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #27: Stardew Valley

Akıl sağlığını korumak için bazen oyunlara sarılırsın.

Eric “ConcernedApe” Barone'un dört senede tamamladığı bağımlılık yaratıcı Stardew Valley, size bu konuda yardımcı olabilir.

Hiç bir Harvest Moon oyunu oynadınız mı? Cevabınız evet ise, Stardew Valley'yi size bilgisayar oyuncuları için tek kişilik dev bir ekibin yarattığı yeni Harvest Moon oyunu olarak tanıtmakta bir sakınca yok. Sahi, bir insan bu ölçekte bir oyunu (A'dan Z'ye kadar her şeyiyle!) bir başına nasıl üretebilir? Öyle ki otuz saat sonra bile oyunun sunabileceklerinin sadece küçük bir kısmını gördüğümü düşünüyorum. 


Modern dünyanın birçok köşesinde neredeyse yok olan değerleri bize anımsatan bu şirin ütopyada sadece dedemizden miras kalan topraklarda ekip biçmiyoruz. Çiftçilik, arıcılık, balıkçılık ve madencilik gibi uğraşlarla bile eğlenceli anlar yaşasak da bununla sınırlı değiliz. Kasabadaki karakterlerle etkileşime geçiyor, arkadaşlıklar kuruyor, sevgili oluyor ve istersek evlenebiliyoruz. Üstelik LGBTQ oyun severler de unutulmamış. Evet, "same sex marriage" bu oyunda mümkün ve gayet ilgi çekici bekarlar var. Oyundaki tüm karakterlerin ayrı birer hikayesi olduğunu, zaman ve bir parça emekle birlikte karakteristik özellikleri, yaşam tarzları ve geçmişlerine dair birçok şeyi öğrenebileceğinizi de ekleyeyim.

3 Mart 2016 Perşembe

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #26: Ether One

Hisleri anlamak ve empati kurmak, önyargılardan kurtulmak, kalıpların dışında düşünmek, yaratıcı olmak, farklı olmaktan korkmamak, birey olmak... Kişiyi değerli kılan yetilerin edinilmesinde ve geliştirilmesinde sanatın yol gösterici ve yüreklendirici rolü yadsınamaz. Sanatın birçok formunun bir araya gelmesiyle oluşan oyunlar da bizi hissetmeye, düşünmeye, keşfetmeye ve anlamaya sevk edebilir. 

Bir adventure/exploration oyunu olan Ether One, demans olarak bilinen hastalığın, yani bir tıp sözlüğüne göre "zihinsel işlevlerde organik kökenli ağır bozukluk sonucu hafıza karışıklığı, unutkanlık, dikkat gücü ve süresinde azalma, oryantasyon bozukluğu, kişilik değişimi ve depresyon ile belirgin durumun" ne olduğunu ve bununla mücadele eden bir hastanın neler yaşadığını göstermeyi amaçlıyor. Daha da iyisi, bu hastalığın semptomlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ekibin parçası olmamızı sağlıyor. 


Ether One'da sadece sesini duyduğumuz Phyllis isimli bir bilim kadını bizi bir demans hastasının zihnini araştırmaya davet ediyor. Böylece özel bir koltuğa oturuyor ve maceraya atılacağımız Pinwheel isimli bir maden kasabasına ışınlanıyoruz. İlk bakışta neredeyse hiçbir şey yokmuş gibi dursa da yakından bakıldığında yaşamın izi her yerde. Evet, bir zamanlar burada insanlar yaşamış, başlarından kimi yıkıcı kimi mutluluk verici olaylar geçmiş ve giderken değerli anılarını bırakmışlar. Kasabada, rıhtımda, madende dolaşıyoruz. Bulduğumuz gazeteleri, açık bırakılmış kitapları ve notları okuyoruz. Telesekreter mesajlarını dinliyoruz ve mektuplara göz atıyoruz. Fiziksel olarak tamamen yalnız kalsak da ara sıra etkileşime geçtiğimiz nesnelerle Phyllis'in bize tekrar seslenmesini sağlıyoruz. Pinwheel'deki görevimiz büyük önem taşıyor. Anıları kurtarmak elimizde.

21 Kasım 2015 Cumartesi

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #22: Emily Is Away

Uzun bir geçmişi olan Final Fantasy gibi serilerin hala başarılı olmasının sırlarından birinin de nostalji hissi yaratması olduğunu söylüyorlar. Emily Is Away de bizi alıp geçmişe götüren oyunlardan.






2000li yıllara dönüyoruz. O günlerin popüler işletim sistemi Windows XP ekranı yine kendine has sesiyle bizi karşılıyor. Oturum açıyoruz ve sonrasında karşımıza AIM geliyor. Kullanıcı adımızı ve ismimizi yazdıktan sonra bağlanıyoruz. Arkadaş listemizdeki ilginç kullanıcı isimlerine bakarken birden "onun" bizimle yazışmaya başladığını fark ediyoruz. Bu fırsat kaçar mı? Hemen cevap veriyoruz ve işte her şey böyle başlıyor.

"Lisenin bitmek üzere olduğuna inanamıyorum," diyor Emily. Kimsenin memnun olmadığı, artık beynelminel bir gerçek olarak adlandırılabilecek "lise berbattır" muhabbetine girebiliyorsunuz. Sonra size üniversitede ne okuyacağınızı soruyor. Onun da seçeceği bölüm hakkında düşünmeye başladığını fark ediyorsunuz. Sorun şu ki liseden sonra kopacaksınız. Araya mesafeler girecek. En önemlisi de araya hayat girecek. Herkesin bambaşka insanlarla birlikte olması ve sonunda bambaşka bir insana dönüşmesi an meselesi.


30 Ekim 2014 Perşembe

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #13: Papers, Please

Arstotzka'nın Grestin sınırındaki görevin, hiç de uzaktan göründüğü gibi değil.


Aslında kağıt üzerinde tek yapman gereken gerekli evrakları kontrol ederek ülkeye kimlerin gireceğine karar vermek. Pasaport, kimlik kartı, ülkeye giriş izni, giriş bileti... Yetmezse sorgu, yetmezse parmak izi ve dahası. Kurallara uy yeter. Her gün değişse de. Otorite ne derse o. 

8 Mayıs 2014 Perşembe

Oyun Günlüğü | The Game Diaries #6: Ne Oynasam? (PS Vita Edition)

En son yazdığım Oyun Günlüğü yazısının (bkz. Oyun Günlüğü | The Game Diaries #5) üstünden neredeyse üç hafta geçti ama upuzun bir yazıyla geri döndüm. Let the nerdness begin! = )



PlayStation Store'u şöyle bir gezdiğimde neredeyse her sayfadan alınacak üç beş oyun çıkartabiliyorum. (Bunun bir benzerini ancak kitabevlerinde yaşayabiliyorum.) İçgüdülerime göre hareket edersem, birkaç senemi sadece bu oyunları oynayarak geçirmem gerekebilir. = ) İşte bu nedenle eleme yapıp en çok ilgimi çekenleri listelemeye karar verdim. İşte bu yeni yazımda PS Vita'da en çok oynamak istediğim oyunlardan bahsettiğimi göreceksin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...