*Vampirella, kitabı okumadan önce spoiler olduğu belirtilen kısımları okumamanızı tavsiye ediyor.
Masalın sonu.
The Heir/Veliaht Prenses'te tanıdığımız Maxon'la America'nın oyunu kendi kurallarına göre oynamak isteyen kızı Eadlyn'in hikayesinin çözümünü The Crown'da okuyoruz. Böylelikle dört sene boyunca devam eden The Selection sona eriyor ve sarayın kapıları kapanıyor.
The Heir/Veliaht Prenses hakkında yazdığım yorumu okuduysanız, prensesin annesi America'dan epey farklı bir karaktere sahip olduğundan, söz gelimi America'nın dost edinmeye çalıştığı yerde onun köşesine çekildiğinden ve evinde ağırladığı adaylarıyla arasında geçen zaruri konuşmalarda gardını bir an olsun indirmekten çekindiğinden bahsettiğimi biliyorsunuzdur. Ancak Eadlyn'in bir karakter olarak gelişmeye son derece müsait bir yapısı olduğuna da değinmiştim. Serinin son kitabında genç kızın birçok açıdan değiştiğini görüyoruz ancak değişim illa ki gelişim anlamına gelmiyor.
They think I'm too cold. The most absolute way to refute that would be to get married. They think I'm too masculine. The most absolute way to refute that is to be a bride.
Bu kitaptaki Eadlyn, övgülere boğulan, yere göğe sığdırılamayan bir kız. Sarayda "çok güzel", "en güzel", "çok zeki", "en zeki" vb. sıfatlar havalarda uçuşuyor. Babasının onun kusursuz bir kraliçe olacağından hiç ama hiç şüphesi yok. Aslında bu, metnin tamamına yayılan bir sorunu işaret ediyor: Tüm bunları onlar görüyor da biz neden göremiyoruz? Yazar, birçok noktada okura fikirlerini satarken bocalıyor. Örneğin; hepinizin kafasında bir liderin nasıl olması gerektiğiyle ilgili birtakım fikirler vardır ve bu fikirlerin çoğunun ne yazık ki Eadlyn'in sergilediği özelliklerle örtüşmediğini göreceksiniz. Geriye okura bir türlü aktarılamayan ama ısrarla söylenen bir avuç kuru söz kalıyor.




