bilim kurgu kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim kurgu kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2016 Perşembe

Özel Röportaj: Mindy McGinnis

Yazarlarla yaptığım röportajları özlediniz mi?



Geçtiğimiz günlerde Türkçe baskısıyla raflara gireceğinden bahsettiğim Not a Drop to Drink'in yazarı Mindy McGinnis'le ülkemizdeki tüm kitap severler adına keyifli bir röportaj yaptım. Hem okuyup beğendiğim bu post-apokaliptik romanın nasıl yazıldığını hem de dünyanın bir ucunda kitaplarını yayımlatmayı başaran bir yazarın mesleğiyle ilgili düşüncelerini öğrenme fırsatım oldu.

Şimdi koltuklarınıza yerleşin ve bu güzel söyleşinin tadını çıkarın. = )

28 Haziran 2015 Pazar

İnceleme: Yabancı

Cara ile Aelyx'in öyküsünü elime ilk aldığımda, bilhassa kitabın kapak görseline bakarak yoğun bir romantizmle yoğrulmuş liseli aşkından daha fazlasını pek beklemiyordum.




Elbette bu muhteşem baskıdan ve GO Kitap!'ın şahane sunumundan etkilenmemek elde değildi. Metne geçtiğimde beni ilk şaşırtan ise kitabın ne kadar komik ve eğlenceli olduğuydu. Evet, Melissa Landers bilim kurguya meraklı bir kadın ve bize uzayın derinliklerinden bahsediyor ama bunu yaparken eğlendirmeyi de ihmal etmiyor. Başka bir yazarın elinde olsa detaylara boğulabilecek, zihinsel bir aktivite olan okuma eylemi sırasında fiziksel anlamda yorabilecek uzay teması, kitabın esprili dili ve akıcı anlatımıyla keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

28 Şubat 2013 Perşembe

İnceleme: Delirium

Lena'nın yaşadığı, dış dünyadan kopartılmış ülkede amor deliria nervosa öldürücü bir hastalık. Fakat telaşa gerek yok! Tedavisi de var.




*Düşük dereceli spoiler alarmı.
Sevginin yasak olduğu, insanların gülmediği, dans etmediği, rüya bile görmediği, sadece otorite tarafından uygun görüldüğü şekilde yaşadıkları yeni bir ABD. Yaklaşanı pastırma gibi kızarttığı iddia edilen yüksek gerilimli tellerle korunan bu topraklarda yaşayan Lena'nın da artık "tedaviye" girmesi an meselesi! Her şey tasarlandığı gibi olacak; önce tedaviye girecek, hayatından sevgi denilen ve peşi sıra bin bir kötülüğü getiren hastalığı tamamen çıkartacak. Böylece, o televizyonlarda gösterilen korkunç hastalar gibi hayatı mahvolmayacak. Söz verildiği gibi tedaviden sonra hep "güvende" olacak. Gün geldiğinde devletin belirlediği biriyle evlenecek ve kendisi için planlanmış bu hayatta emin adımlarla ilerleyecek.
Seni seviyorum. Hatırla. Bunu benden söküp alamazlar.
Fakat tabii ki işler planladığı gibi gitmiyor ve Lena, aslında çocuk yaştan beri annesinin ona kaçak göçek gösterdiği gerçek sevginin ne olduğunu zamanla idrak ediyor ve gözlerini açıyor. İşte akabinde yaşanan kıyametin ilk habercisi de bu oluyor.

29 Kasım 2012 Perşembe

İnceleme: Crossed

Toplumun ördüğü duvarlar aşılabilir mi? Cassia ve KY kavuşabilecekler mi?




Crossed, Matched serisinin ikinci kitabı fakat yazar bu kitaba ayrıca "Ky'ın kitabı" diyor. Çünkü ilk kez Ky'ın ağzından yazılmış bölümleri okuyoruz. Artık Ky'ı da gerçekten duyuyor ve sessizce düşündüklerine ortak oluyoruz. Diğer yandan, kendine bile itiraf edemediği şeyler de açıklanmayı bekliyor ve gizem perdesi tamamen açılmıyor.

12 Kasım 2012 Pazartesi

İnceleme: Küller




Bir gün gelse ve bırak lüksü, ihtiyaçlarımızı bile karşılayacak imkanımız olmasa ne yapardık? Dahası, bu durumu sadece biz değil, milyonlarca, belki de milyarlarca insanın yaşadığını düşünsene. Öyle bir yıkım ki artık sosyal sınıflar yerle bir olmuş. Sıcak bir banyonun ve lezzetli bir akşam yemeğinin artık sadece maddi açıdan yoksun insanlar için değil, neredeyse herkes için bir düşten ibaret olduğunu aklına getir.



Kuşlar. Kuşlardı bunlar. Hem de öyle üç-beş tane değil, yüzlerce, binlerce kuş. Her türden, her boyuttan, her şekilden kuş, göğün herbir yanındaydı... Organize değillerdi; kuş sürelerinin aksine belirli bir yol izlemiyor, birbirlerine çarpıp duruyorlardı.


Bir anda herşey yok olsaydı, muhtemelen yarıdan fazlamız aklımızı yitirirdik. Daha güçlü olanlarımızsa, artık bu yokluğun içinde yaşam savaşına soyunurlardı. Peki ya tüm bu dehşetin içinde birden bire ortaya çıkan, kabuslara yaraşır tehlikeler de etrafımızı sarsaydı?



Herşeyi anladığımı iddia etmiyorum ama bir doktor olarak, insanlar büyük stres altındayken neler olduğunu çok gördüm. Her zaman en iyi yanları açığa çıkmaz. Korktuklarında öfkelenir insanlar. Hayatta yapmayacaklarını sandıkları şeyleri yaparlar. Hayatta kalmak için pazarlık eder, özveride bulunur, mucizelerden medet umar, kendilerine umut veren herşeye inanırlar. Hele o umut bir sönsün, bak o zaman neler oluyor. Kimileri vahşileşir; birbirlerini yemeye başlarlar; kendilerinin can düşmanı kesilirler.


Kuşkusuz, o ana kadar evreni sarmalayan herhangi bir yüce güce inancı olmayanların çoğu, böylesine güçlü bir yıkımın ertesinde umudu din yolunda arayacaklar. İşte tam da o anı bekleyen, özde değil sözde dindarlar başlarına lider kesilecek, çaresiz kalabalıkları kendi kafalarına estiği gibi yönetecekler. Belki de tehditiyle korkutulduğumuz dışarıdaki türlü belalardan daha büyüğü, bu "güvenli" kurmaca yuvada seni bekliyor olacak.



Daha önce zerre kadar ilgisi olmayanlar birden dini bütün kesildi. Başından beri var olan dini bütünler ise kontrolü ele aldılar.


15 Ekim 2012 Pazartesi

Özel Röportaj: Ilsa J. Bick

Thank you, Ilsa J. Bick!



Ülkemizde en çok ilgi gören kitap serilerinden biri de Ashes/Küller. Sosyal medyada hayranlarını görebiliyoruz ve serinin ikinci kitabının okurları heyecanlandırdığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Takipçilerim için bu kendine has özellikleri olan, ayrıksı serinin yazarıyla keyifli bir röportaj yaptım. Şu ana kadar yaptığım en doyurucu röportaj olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Bu röportaj, umarım sizleri de benim kadar mutlu eder.

Vampirella: Küller Üçlemesi’ne nasıl başladın; aklına bu fikir nasıl geldi?
Ilsa J. Bick: Eh, bu işe koyulmadan tonla distopya ve post-apokaliptik genç yetişkin edebiyatı okudum ve daima 2 konuda sorun yaşadım: bilim (ya da bilimin eksikliği) ve hikayenin gelişim süreci (yani, işler nasıl kötüye gitti asla öğrenemezsin, sadece işler kötüdür). Bu kitapları yere vurmuyorum; iyi olanlar da var. Sadece düşüncemi belirtiliyorum.

Yani, KÜLLER üçlemesine başlamamı sağlayan fikir, uygarlığı hızla yerle bir edecek, virus ya da ölümcül veba olmayan, akabinde süregelen felaketin etkilerini görebileceğiniz/izleyebileceğiniz bir arka plan tasarlamama izin verecek birşeyler yaratmaktı ve bu, insanların felaketin getirdiği yıkımda ne kadar pisleşebileceğini ortaya çıkartmama izin verecek kadar imkan tanıyordu. KÜLLER’deki EMD’lerle ilgili bilimsel bilgilerin çoğu gerçek. Örneğin; devasa gün ışığı çemberi, tüm yerküredeki elektronik aletleri mahvedebilir ve ben, e-bomba’lardaki EMD’lerin büyük bir problem olduğunu biliyordum. Bir e-bomba kurmak aslında çok basit; geliştirme ve hileyi gerçekleştirecek en doğru noktaya yerleştirmekten ibaret. (Bunun üzerinde yaptığım onca araştırmadan sonra, eminim Ulusal Güvenlik’in gözleri de üzerimdedir.)

Daha “kurgusal” kısım, kitlesel EMD karşısında insanlara neler olacağı noktasında. Bunlar gerçekten yapabileceğin deneyler değiller (gerçi iddiasına girerim ki birileri yapmıştır ama henüz bu konuda konuşmamıştır; askeriye birtakım alengirli işlere meraklıdır). EMD’lerin kümülatif etkisinde kalan hayvanlara garip şeyler olduğu konusunda elimizde kanıt var ve yerkürenin manyetik alanlarıyla oynamanın kuşları derde sokacağı da bilinen bir konu… Yani, ben işleri bir adım daha ileri götürdüm.

Buna ek olarak, çocuk deli doktoru olduğum için sarsıntı geçirmiş beyinde neler olduğunu, hangi yaş gruplarının yüksek risk altında olduğunu ve buna benzer şeyleri anlayabiliyorum. Genç bir beynin, sıfırdan ayarlanan, tekrar denkleştirilen kimyasallar ve işlevler karışımından ibaret olduğunu biliyorum, aynı yaşlanan beynin daha çok kurumuş, küçük bir kuş üzümü gibi olduğunu, taş kadar sabit kalmadığını ama kurumaması için ara sıra ıslatılması gerektiğini bildiğim gibi. Yani, ergenlerimi şekillendirmek—çoğu yetişkin onlara uzaylı gözüyle yaklaşıyor, gerçi—ya da genç karakterlerimden bazılarını nelerin koruyabileceğini keşfetmek büyük çaba gerektirmedi. Görev, onca bilimsel işin, çok fazla dikkat çekmesine engel olmak ve elinize ders kitabı yerine öykü sunabilmeme yetecek kadar belirsizlik yaratmaktı.

Vampirella: Büyük bir distopya hayranı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bizlere en sevdiğin distopya romanlarını söyle.
Ilsa J. Bick: Dürüst olacağım; pek favorim yok, çünkü, gerçekten bana çok iyi bir hikâye anlatan kişi o anda en sevdiğim kitabın yazarı olur. Çocukken de bilim kurgu kitaplarının kurduydum ve o zamanlar favori distopya kitaplarım DUNE gibileriydi. Fakat şimdi bundan bahsetmek bile yaşlı hissetmeme neden oluyor. Buna ek olarak, KÜLLER sadece kısmen distopya; aslında, genel distopya hattında dolanan, apokaliptik ve post-apokaliptik bir roman fakat gerçek bir distopya değil. 

12 Eylül 2012 Çarşamba

Özel Röportaj: Julie Cross

Thank you, Julie Cross! 


Bu sene en sevdiğim kitaplardan biri Julie Cross'un Tempest'iydi. (bkz. İnceleme: Tempest) Bu duygularla, yazarıyla iletişime geçtim ve ortaya şahane bir röportaj çıktı!

İşte henüz kitabı Türkçe'ye çevrilmeden, yazarla tanışmanı sağlayacak bu röportaj şimdi VampirellaninGuncesi'nde!


Vampirella: Jackson gibi zamanda sıçrayışlar yapabilseydin, hangi yıla/yüzyıla yolculuk yapmak isterdin?
Julie Cross: Sanırım yakınlarda olurdum ve 1950'ler ya da 60'ları seçerdim veya 70'leri... Belki bir rock grubunu görürdüm ya da Neil Armstrong'un aya ayak basışını.

Vampirella: Kitapta Jackson liseye geri dönmek istemiyor. Senin lise yıllarının en iyi ve en kötü tarafı neydi?
Julie Cross: Benim için lisenin en kötü tarafı notlarımdı. Çok iyi bir öğrenci değildim. Organize olamıyor ve projelerimi teslim edemiyordum. Sanırım benim için en iyi kısmı spor ve dans takımlarına katılmaktı.

Vampirella: Kitaptaki Adam gibi aşırı-bilim-delisi arkadaşların var mı?
Julie Cross: Aşırı-bilim-delisi bir kocam var. Kesinlikle şahane biri ve bozduğum her şeyi tamir ediyor.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

İnceleme: Clockwise

Elle Strauss imzalı, zaman yolculuğu temalı Clockwise serisinin ilk kitabı sürükleyici ve yer yer gülümseten maceralarla dolu.



*Düşük dereceli spoiler alarmı.

Clockwise'ın ana karakteri Casey'nin şu hayatta iki büyük sorunu var: birincisi Nate isimli fırlama ve yakışıklı çocuk, ikincisi ise kendini aniden 19. yüzyılda bulabilecek kadar garip işleyen "zaman yolculuğu" meselesi. Nate'i de kazara beraberinde 1860'a geri götürdüğünde ise işler hepten çığırından çıkıyor.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...